top of page

İBRAZ SÜRESİ GEÇMİŞ ÇEKİN HUKUKİ NİTELİĞİ ve TAKİP HUKUKU BAKIMINDAN SONUÇLARI

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Burak Kutay YALÇINER
    Av. Burak Kutay YALÇINER
  • 4 May
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 2 gün önce


Ticari hayatta ifa uğruna edim olarak en sık başvurulan ödeme araçlarından biri olan çek, Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) son derece sıkı şekil ve süre şartlarına bağlanmıştır. Kıymetli evrak hukukunun temel prensiplerinden olan şekle sıkı sıkıya bağlılık, çekin ibraz sürelerinde de kendisini gösterir.


TTK m. 796 uyarınca ibraz süreleri şu şekildedir:

(1) Bir çek, düzenlendiği yerde ödenecekse on gün; düzenlendiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir.  (2) Ödeneceği ülkeden başka bir ülkede düzenlenen çek, düzenlenme yeri ile ödeme yeri aynı kıtada ise bir ay ve ayrı kıtalarda ise üç ay içinde muhataba ibraz edilmelidir. Bu bakımdan, bir Avrupa ülkesinde düzenlenip de Akdeniz'e sahili bulunan bir ülkede ödenecek olan ve aynı şekilde Akdeniz'e sahili olan bir ülkede düzenlenip bir Avrupa ülkesinde ödenmesi gereken çekler aynı kıtada düzenlenmiş ve ödenmesi şart kılınmış sayılır.  (3) Birinci ve ikinci fıkralarda yazılı süreler, çekte yazılı olan düzenlenme tarihinin ertesi günü başlar.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2020/3689 E., 2020/10835 K. sayılı kararı; işte bu kanuni süreler içinde muhatap bankaya ibraz edilmeyen bir çekin hukuki akıbetini, ciro zincirinin işlevini yitirmesini ve bu durumun icra takiplerinde alacaklı sıfatına olan doğrudan etkisini ortaya koymaktadır.


TTK m. 808 ve m. 809 hükümleri uyarınca, çekin bir kambiyo senedi olarak hüküm ifade etmeye devam edebilmesi ve hamilin müracaat hakkını kullanabilmesi için, yukarıda anılan yasal ibraz süreleri içinde muhatap bankaya ibraz edilmesi şarttır. Çekin süresinde ibraz edildiğinin, tarihli bir ibraz kaşesi veya protesto ile ispatlanması şarttır.


Yargıtay kararında da açıkça ifade edildiği üzere; üzerinde ibraz kaşesi bulunmayan (veya süresi geçtikten sonra ibraz edilen) bir çek, "kambiyo senedi" vasfını yitirir. Bu aşamadan itibaren belge, ispat hukuku anlamında yalnızca bir "adi yazılı senet" niteliğine bürünür.


Kıymetli evrakın en büyük avantajı, senedin içindeki hakkın, senedin zilyetliğinin devri ve basit bir ciro işlemiyle (veya beyaz ciroda yalnızca teslimle) tedavül edebilmesidir. Ancak çek, kambiyo vasfını yitirip adi senede dönüştüğünde, senede bağlı hakkın devir usulü de köklü bir değişikliğe uğrar.


Adi senet niteliğindeki bir belgede yer alan alacak hakkı, kambiyo hukuku kurallarına göre ciro yoluyla devredilemez. Bu noktada Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri devreye girer. TBK m. 184 uyarınca, bu tür bir alacağın devri ancak yazılı bir "alacağın devri" sözleşmesi ile mümkündür.


Yazımıza konu kararda; borçlu şirket tarafından lehtar lehine düzenlenen çek, lehtar cirosu ile takip alacaklısına geçmiştir. Ancak senet, süresinde ibraz edilmediği için ortada geçerli bir kambiyo devri yoktur. Yargıtay, dosyada yazılı bir devir sözleşmesi (TBK m. 184) bulunmadığı için, senedi sadece ciro yoluyla devralan kişinin hukuken alacaklı sıfatını kazanamayacağına hükmetmiştir.


Bu hukuki nitelendirmenin takip hukukundaki sonuçları oldukça ağırdır. Yargıtay kararının detayları incelendiğinde, usul hukuku açısından son derece öğretici bir husus göze çarpmaktadır: Karara konu olayda alacaklı, elinde bir çek bulunmasına rağmen "kambiyo senetlerine özgü haciz yolu" yerine, mecburen "genel haciz yoluyla ilamsız takip" başlatmıştır. Çünkü ibraz kaşesi eksik olan ve kambiyo vasfını yitiren bir belgenin kambiyo senetlerine özgü takibe konu edilemeyeceği, edilse dahi reddedileceği bilindiğinden; söz konusu çek ancak bir "adi senet" olarak genel haciz yoluna konu edilebilmiştir. Bahse konu takibe karşı borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi üzerine, alacaklı taraf itirazın kaldırılması talebinde bulunmuştur.

Yargıtay, alacağın devri şartları gerçekleşmediği için senedi elinde bulunduran takip alacaklısının hak sahibi konumuna geçemediğini, dolayısıyla "yetkili hamil" sıfatı bulunmadığını vurgulamıştır. Dolayısıyla alacağı usulüne uygun şekilde devralmayarak "yetkili hamil" sıfatını kazanamayan kişinin itirazın kesin kaldırılması talebi mahkemece reddedilmelidir.


Bu içtihat ışığında değerlendirmemizi tamamlayacak olursak; hukuki süreçler yürütülürken, dikkat edilmesi gereken başlıca hususlar şunlardır:

Alacaklı Vekilleri Açısından: Takip hazırlığı aşamasında, çek üzerindeki ibraz kaşesi tarihleri yasal süreler yönünden mutlaka incelenmelidir. İbraz süresi kaçırılmış bir çek söz konusuysa ve müvekkil ciro zincirinde yer alıyorsa, yalnızca ciro işlemine güvenilmemeli; takip öncesinde önceki cirantalarla TBK m. 184'e uygun yazılı bir "alacağın devri sözleşmesi" düzenlenerek bu sözleşme takibe dayanak yapılmalıdır.


Borçlu Vekilleri Açısından: Bahse konu olaydakine benzer şekilde başlatılmış bir ilamsız takibe itiraz edilirken, takibi başlatan tarafın alacaklı sıfatına ve senedin devir silsilesine yönelik itirazlar da mutlaka ileri sürülmelidir. İbraz kaşesi eksikliği ve geçerli bir yazılı devir sözleşmesinin bulunmaması, İcra Mahkemesi nezdinde davanın usulden reddini sağlayacak en güçlü savunma araçlarından biridir.


Yazımıza konu olan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2020/3689 E., 2020/10835 K. sayılı kararı:

"...

Sair temyiz itirazlarının reddi ile;


Alacaklı tarafından borçlular aleyhine çeke dayalı olarak genel haciz yolu ile ilamsız takip başlatıldığı, ödeme emrinin tebliği üzerine borçlular vekilinin süresinde borca itirazı ile duran takibin devamını sağlamak amacıyla, alacaklının itirazın kaldırılması talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, talebin kabulüyle itirazın kaldırılmasına karar verildiği, kararın borçlularca istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce ilk derece mahkemesi kaldırılarak farklı bir gerekçeyle istemin kabulü ile itirazın kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.


İİK'nun 68/1. maddesi gereğince; talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kaldırılmasını isteyebilir.


6102 sayılı TTK'nun 808/1-b maddesi gereğince; çekin süresinde muhatap bankaya ibraz edildiği (ibraz günü de gösterilmek suretiyle), çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla tespit edilmelidir. Aksi takdirde alacaklı müracaat hakkını kaybeder. Yine aynı Kanun’un 809/1. maddesi gereğince de; çekin, ibraz müddeti içinde muhatap bankaya ibrazı, protesto veya buna denk işlemle belirlendiği takdirde, yasal şekilde ibraz edildiğinin kabulü gerekir.


Kambiyo senedi niteliğinde olmayan belgelerdeki (adi senetlerdeki) hakkın ciro yolu ile devri mümkün olmayıp, böyle bir hak, ancak alacağın temliki suretiyle devredilebilir. 6098 sayılı TBK'nun 184. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak yapılmış bir temlik bulunmaması halinde, kambiyo senedi niteliği taşımayan senedi ciro ile alan kişinin, yetkili hamil sıfatının bulunmadığının, dolayısıyla takip hakkının da olmadığının kabulü gerekir.


Somut olayda, takip dayanağı olan 10.9.2017 keşide tarihli çekte, süresinde muhatap bankaya ibraz edildiğine ilişkin ibraz kaşesi bulunmadığı görülmektedir. Süresinde muhatap bankaya ibraz edilmeyen çek kambiyo vasfını haiz olmayıp adi yazılı senet niteliğindedir. Borçlu Nüans … Ltd. Şti. tarafından ... lehine düzenlenen çekin, adı geçen lehtar cirosu ile alacaklıya devredildiği, ancak TBK'nun 184. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak yapılmış bir temlike dosya kapsamında rastlanmadığından, senetteki hakkın takip alacaklısı....’ye (dolayısıyla alacağı temlik alan ...’a) geçmediği, bu durumda adı geçen kişinin yetkili hamil olmadığı ve dolayısıyla takip hakkının da bulunmadığı anlaşılmaktadır.


O halde, Bölge Adliye Mahkemesi’nce; takip dayanağı senet yönünden yetkili hamil sıfatı bulunmayan alacaklının itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerektiğinden, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.


SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi 14.11.2019 tarih ve 2018/1850 E. - 2019/2657 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 16/12/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi."

 
 
bottom of page