CEZA MUHAKEMESİNDE İSPAT YASAKLARI: MÜDAFİSİZ KOLLUK İFADELERİNİN VE TUTANAKLARIN DELİL DEĞERİ
- Av. Burak Kutay YALÇINER

- 7 Oca
- 3 dakikada okunur

Ceza yargılamasının nihai gayesi, şüphesiz ki maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak hukuk devletinde bu gaye, "ne pahasına olursa olsun" anlayışıyla değil, hukuka uygun yöntemler ve delillerle gerçekleştirilmelidir. Yargılama makamı, vicdani kanaatini oluştururken zehirli ağacın meyvelerinden beslenemez.
Bu bağlamda, soruşturma evresinin en kritik aşaması olan kolluk ifadeleri ve bu aşamada tanzim edilen tutanakların delil değeri, adil yargılanma hakkının omurgasını oluşturmaktadır.
Bu çalışmamızda; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) emredici hükümleri ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde, müdafisiz kolluk ifadelerinin ve "tutanak" adı altındaki ikrarların hükme esas alınıp alınamayacağını irdeleyeceğiz.
I. Yasak Delilin Normatif Dayanağı: CMK m. 148/4
Kanunkoyucu, şüphelinin iradesinin sakatlanmasını önlemek ve savunma hakkını güvence altına almak adına, CMK’nin "İfade alma ve sorguda yasak usuller" başlıklı 148. maddesinde kesin bir hüküm ihdas etmiştir.
CMK m. 148/4 hükmü şöyledir:
"Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz."
Bu düzenleme, yoruma kapalı, mutlak bir emirdir. Soruşturma aşamasında avukatı yanında olmaksızın ifade veren bir sanık, kovuşturma aşamasında bu ifadesinden dönerse, kolluktaki beyanı hukuk dünyasında "yok hükmündedir". Mahkemenin, sanığın huzurda reddettiği bu ifadeyi, diğer delilleri destekleyici bir yan delil olarak dahi kullanması hukuka açıkça aykırıdır.
II. Kanunu Dolanma Girişimi: "Olay Tutanağı" Görünümlü "İkrarlar"
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan en büyük sorunlardan biri, sanıktan usulüne uygun ifade almak yerine; "mülakat", "olay tutanağı" veya "yakalama tutanağı" adı altında sanığın şifahi beyanlarının tutanağa geçirilmesidir. Tutanak tanıklarının (kolluk görevlilerinin) mahkemede bu tutanağı doğrulaması, hukuka aykırı elde edilen bu delili meşrulaştırmaz.
Konuya ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2020 tarihli (E: 2017/13-167 K: 2020/51) kararı, uygulamaya ışık tutmaktadır:
"Olay yerinde inceleme yapan kolluk görevlilerince sözlü görüşme sırasında sanığın suçlamaları kabul ettiğine ilişkin fezlekede yer alan ancak müdafi hazır olmadan alınan ve içeriği sanık tarafından kabul edilmeyen anlatımların mahkûmiyet hükmüne dayanak oluşturmayacağı..."
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu kararıyla, usul kurallarının arkasından dolanılarak elde edilen şifahi "ikrarların" mahkumiyet gerekçesi yapılamayacağını hüküm altına almıştır.
III. Çelişki Halinde Okuma Yasağı: CMK m. 213
Sanığın soruşturma evresindeki beyanı ile mahkemedeki beyanı arasında çelişki olması hali CMK'nin ilgili hükmünde şöyle düzenlenmiştir:
"Aralarında çelişki bulunması halinde; sanığın, hakim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir."
Kanun metninden açıkça anlaşılacağı üzere, duruşmada okunup sanığa sorulabilecek kolluk ifadesi, ancak "müdafi huzurunda alınan" ifadedir.
Sanığa susma hakkı ve müdafi isteme hakkı hatırlatılmadan, alelacele tutulan tutanaklar, CMK m.213 kapsamında sanığın aleyhine kullanılamaz.
Nitekim Yargıtay 10. Ceza Dairesi (14.06.2016, E: 2016/726 K: 2016/1800) kararında; "yasal hakları hatırlatılmadan ve müdafi bulunmadan tutanağa geçirilen beyanın CMK’nin 213. maddesine aykırı olarak hükme esas alınmasını" bozma nedeni saymıştır.
IV. Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi ve Somut Delil Zorunluluğu
Müdafisiz kolluk ifadesinin veya tutanakların hukuka aykırı bulunarak dosyadan dışlanması durumunda; mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için dosyada sanığın suçluluğunu gösteren, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı başkaca somut delillerin bulunması şarttır.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 17.06.2020 tarihli (E: 2016/20430 K: 2020/9493) kararı bu konuda emsal niteliğindedir:
"Müdafisiz kolluk ifadesinin hükme esas alınamayacağı ve yakalanan cep telefonu miktarına göre sanığın savunmasının aksine suça konu telefonları ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut bir kanıt da bulunmaması nedeniyle atılı suçtan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi..."
Yargıtay burada, hukuka aykırı delilin (müdafisiz ifade) çıkarılmasından sonra kalan boşluğun varsayımlarla doldurulamayacağını, in dubio pro reo (şüpheden sanık yararlanır) ilkesinin devreye girmesi gerektiğini vurgulamıştır.
V. SONUÇ
Ceza muhakemesi hukukunda usul, esastan önce gelir. Kolluk aşamasında; CMK m. 148/4’e aykırı olarak müdafi yardımından yararlandırılmayan veya CMK m. 213’e aykırı olarak tutanaklarla oldubittiye getirilen işlemler üzerinden verilen mahkumiyet kararları, adil yargılanma hakkının açık ihlalidir.
Unutulmamalıdır ki; "zehirli ağacın, meyvesi de zehirli olur."

Yorumlar