CEZA MUHAKEMESİNDE DOĞRUDAN DOĞRUYALIK İLKESİ: EMSAL BİR AYM KARARI ÇÖZÜMLEMESİ
- Av. Burak Kutay YALÇINER

- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur

Ceza muhakemesi hukukumuzun yegane amacı, maddi gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır. Bu amaca hizmet eden en temel prensiplerden biri ise doğrudan doğruyalık ilkesidir. Hakimin, uyuşmazlığa konu olayı aydınlatacak delillerle araya hiçbir vasıta girmeksizin temas etmesini emreden bu ilke, adil yargılanma hakkının da omurgasını oluşturur. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 15 Şubat 2024 tarihli Erdal Sonduk (Başvuru No: 2020/23093) kararı, mahkeme heyetindeki değişikliklerin bu ilkeye ve dolayısıyla hakkaniyete uygun yargılanma hakkına olan etkisini ele almıştır. İlgili başvuruda temel hukuki mesele, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyen ve mahkumiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan iddia tanıklarının, nihai kararı veren mahkeme heyeti tarafından dinlenmemiş olmasıdır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 217/1 son derece açıktır: "Hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir." Yargılama sürecinde 10 celse yapılmış, kilit öneme sahip tanıklar 2., 3., 4. ve 5. celselerde dinlenmiştir. Ancak mahkumiyet hükmünü kuran 10. celsedeki mahkeme başkanı ve bir üye, söz konusu tanıkların dinlendiği hiçbir celsede hazır bulunmamıştır. Ortaya çıkan tablo, hükmü veren heyetin çoğunluğunun, sanığın hukuki durumunu tayin eden tanıkların duruşmadaki tavırlarını, mimiklerini ve reaksiyonlarını bizzat gözlemlemediği gerçeğidir.
Ceza yargılamasında tanıklık, sadece zapta geçirilen ifadelerden oluşmaz; tanığın mahkeme huzurundaki hal ve tavırlarını da içeren canlı bir ispat vasıtasıdır. Hakimin vicdani kanaati, salt tutanaklara geçirilen cümlelerin okunmasıyla değil, tanığın beyanda bulunurken sergilediği tutumun bizzat gözlemlenmesiyle olgunlaşır. AYM, kararında bu hususa dikkat çekmiştir. Mahkeme gerekçesinde yer alan "tanıkların yansız bir şekilde beyanda bulunduklarına ilişkin tam bir vicdani kanaat oluştuğu" ifadesi, aslında tanıkları hiç dinlememiş bir heyet tarafından yazıldığında hukuki dayanaktan yoksundur.
AYM Genel Kurulu haklı olarak şu tespiti yapmaktadır: Tanıkların duruşma haricinde veya önceki heyetlerce dinlenmesi sırasında tutulan tutanakların okunması, kural olarak tanığın bizzat huzurda dinlenmesinin, yüz yüzeliğin eşdeğeri olarak kabul edilemez. Elbette doğrudan doğruyalık ilkesi mutlak ve istisnasız değildir. Hakimlerin tayini, emekliliği veya sağlık sorunları gibi zorunlu nedenlerle heyet değişiklikleri yaşanabilir. Ancak bu gibi durumlarda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının zedelenmemesi için telafi edici güvencelerin işletilmesi gerekir. Nedir bu tedbirler?
Yedek Hakim Kurumu: CMK m. 188/3 uyarınca, uzun süreceği öngörülen davalarda yedek üye bulundurulması.
Görsel-İşitsel Kayıt: Tanık ifadelerinin sadece katiplerin hızına bağlı yazılı tutanaklarla değil, CMK m. 52 uyarınca görüntülü ve sesli olarak kayda alınması ve yeni heyetin bu kayıtları izlemesi.
Tanığın Yeniden Dinlenmesi: Eğer yeni heyet, tanık beyanının hüküm için belirleyici olduğuna kanaat getiriyorsa ve diğer telafi edici yöntemler uygulanmamışsa, tanığı mutlaka yeniden duruşmaya çağırarak bizzat dinlemelidir.
Somut uyuşmazlıkta, mahkemece bu telafi edici tedbirlerin hiçbirine başvurulmamış, dahası tanıkların neden tekrar dinlenilmediğine dair kararda makul bir gerekçe de sunulmamıştır.
Karardaki karşı oy gerekçeleri de uygulamadaki usul pratiği açısından dikkate değerdir. Muhalif üyeler, olağan kanun yollarının usulünce tüketilmediğini, zira savunma makamının yargılama aşamasında heyet değişikliğine veya tanıkların yeniden dinlenmesi gerektiğine dair somut bir talep ve itirazda bulunmadığını vurgulamıştır.
Bu durum, savunma makamı açısından son derece kritik bir mesleki gerekliliği ortaya koymaktadır: Yargılamanın ve savunmanın ciddiyeti, usuli itirazların zamanında ve yazılı olarak tutanağa geçirilmesini gerektirir.
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı, ceza yargılamalarında sıkça rastlanan "parçalı yargılama" ve "sürekli değişen hakim" pratiğinin, adil yargılanma hakkı üzerinde yarattığı tahribatı gözler önüne sermektedir. Kağıt üzerindeki beyanlar, mahkûmiyet için gereken şüpheden uzak vicdani kanaati oluşturmaya yetmez. Hukukun üstünlüğü ilkesi ve ciddiyetle yürütülmesi gereken ceza muhakemesi pratiği, kararı verecek olan hakimin, hükme esas alacağı delille doğrudan ve aracısız temas etmesini zorunlu kılar.



