top of page

İŞ HUKUKUNDA FESİH İRADESİNİN ORTAYA KONULUŞ BİÇİMİ ve ŞEKİL SERBESTİSİ İLKESİ

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Burak Kutay YALÇINER
    Av. Burak Kutay YALÇINER
  • 5 Ağu
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 6 Ağu


İş sözleşmesinin feshi, hukuki niteliği itibarıyla bozucu yenilik doğuran bir hakkın kullanımıdır. Bu hak, tek taraflı bir irade beyanı ile karşı tarafa ulaştığı an sonuçlarını doğurur ve hukuki ilişkiyi geleceğe etkili olarak sonlandırır. İş hukuku uygulamasında ve yargısal süreçlerde sıklıkla karşılaşılan temel tartışma konularından biri, sözleşmeyi sona erdiren bu irade beyanının geçerliliğinin herhangi bir şekil şartına tabi olup olmadığıdır.


Yargıtay kararlarında ve akademik çalışmalarda fesih süreçleri genellikle haklı veya geçerli nedenler üzerinden ele alınmaktadır. Fakat hukuki olayı irdeleyeceğimiz zaman, başlangıç noktası daima aynı soruya çıkacaktır: Ortada nasıl bir fesih iradesi vardır ve bu irade somut olaya ne şekilde yansımıştır?


İş hukukunda hakim olan kural, fesih bildiriminin herhangi bir şekle tabi olmamasıdır. Fesih bildirimi, tarafların iradesine bağlı olarak yazılı yapılabileceği gibi sözlü olarak da gerçekleştirilebilir. Kanunkoyucu, iş ilişkisinin dinamik yapısını göz önüne alarak, feshin mutlaka noter kanalıyla veya resmi bir evrakla yapılmasını zorunlu tutmamıştır.


Bu noktada hukuken aranan tek ve en önemli kriter, iradenin "anlaşılabilirliği" ve "açıklığı"dır. Sözleşmeyi fesheden tarafın, iş sözleşmesini sona erdirme iradesini yeterli açıklıkta ortaya koyması gereklidir. İrade beyanında doğrudan "feshediyorum" veya "istifa ediyorum" gibi teknik kavramların veya fesih kelimesinin açıkça kullanılması hukuki bir zorunluluk değildir. Karşı tarafa ulaşan irade beyanından, beyan sahibinin iş ilişkisini sona erdirmek istediği şüpheye mahal vermeyecek şekilde anlaşılabiliyorsa, bu durum geçerli bir fesih için yeterli kabul edilir.


Sözlü veya yazılı hiçbir beyanın bulunmadığı, sadece tarafların fiili davranışlarıyla sözleşmenin sona erdirildiği haller "eylemli fesih" olarak adlandırılmaktadır. İşçinin elinden iş yeri giriş kartının alınması, işçinin iş yerine sokulmaması veya mazeretsiz devamsızlık yapılması gibi fiili durumlar, iş sözleşmesinin eylemli olarak feshedilmesi sonucunu doğurur. Eylemli fesih, şekil serbestisi ilkesinin uygulamadaki en somut yansımasıdır. Bir başka deyişle; fesih iradesi, kelimelere dökülmeden eylemler aracılığıyla hukuki sonuç doğurmaktadır.


Kural şekil serbestisi olmakla birlikte, İş Kanunu bu duruma önemli bir istisna getirmiştir. İş güvencesinden yararlanan bir işçinin iş sözleşmesinin, işveren tarafından geçerli nedene dayanılarak feshedilmesi halinde; işveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Bu istisnai durum, geçerli feshin yargısal denetiminin (işe iade davaları) sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi amacıyla getirilmiş bir geçerlilik şartıdır.


Hukuki uyuşmazlıklarda, fesih iradesinin geçerliliği ile feshin ispatı kavramları sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır. Bir iş sözleşmesinin sözlü ya da eylemli olarak feshedilmesi hukuken tamamen geçerlidir ve sözleşmeyi o an itibarıyla sona erdirir. Ancak doğabilecek olası bir dava sürecinde; bu feshin kimin tarafından ve hangi sebeplerle gerçekleştirildiğinin kanıtlanması, ispat hukukunun alanına girmektedir. Dolayısıyla, fesih beyanının kural olarak şekle bağlı olmaması, uygulamada bu iradenin yazılı ve ispatlanabilir (ihtarname, yazılı tutanak, e-posta vb.) vasıtalarla yapılmasının pratik ve hukuki önemini ortadan kaldırmaz.

 
 
bottom of page