YABANCILIK UNSURU TAŞIYAN İŞ UYUŞMAZLIKLARINDA "DAHA SIKI İLİŞKİLİ HUKUK" İNCELEMESİNİN ZORUNLULUĞU ve MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI


Yabancılık unsuru taşıyan iş sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, davanın esasına hangi ülke hukukunun uygulanacağı sorunu, hak kayıplarına yol açabilen temel bir ihtilaf konusudur. Mahkemelerin genellikle doğrudan işin fiilen yapıldığı ülke hukukunu esas alması, o ülkedeki kısa zamanaşımı veya hak düşürücü süreler nedeniyle davaların reddedilmesine yol açmaktaydı. Anayasa Mahkemesinin 24.12.2025 tarihinde vermiş olduğu İnan Yazıcı ve Diğerleri kararı (B. No: 2024/536), derece mahkemelerinin bu katı yaklaşımını Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan "mahkemeye erişim hakkı" bağlamında değerlendiren son derece önemli bir karardır.
Kararın hukuki temeli, Anayasa Mahkemesinin 5.11.2024 tarihli (E.2023/158, K.2024/187 sayılı) kararıyla verdiği 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 27. maddesinin birinci fıkrasına yönelik iptal kararına dayanmaktadır. İlgili kuralın iptal edilmeden önceki halinde; iş sözleşmesinde hukuk seçimi yapılmaması durumunda sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun uygulanabilmesi mümkün iken, tarafların hukuk seçimi yapmış olmaları durumunda daha sıkı ilişkili hukukun devreye girmesine imkan tanınmamaktaydı.
AYM, iptal kararında bu ikili yapının işçi aleyhine sonuçlar doğurabileceğini vurgulamıştır. İşçinin, daha sıkı ilişkili hukukun sağlayacağı yüksek standarttaki korumadan (sırf sözleşmede bir hukuk seçimi yapıldığı için) mahrum bırakılmasının, işçi-işveren ilişkilerindeki makul dengeyi bozduğu ve devletin çalışanların korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmadığı ifade edilerek kural Anayasa'nın 49. maddesine aykırı bulunmuştu. İnan Yazıcı kararında da bu temel anayasal prensibin somut uyuşmazlıklara sirayet ettiğini görmekteyiz.
Kararın en can alıcı hukuki değerlendirmesi, uygulanacak hukukun yanlış ya da eksik incelenerek belirlenmesinin doğrudan "mahkemeye erişim hakkını" ihlal edebileceği tespitidir.
Anayasa Mahkemesine göre mahkemeye erişim hakkı, uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteme hakkını içerir; kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren sınırlamalar bu hakkı ihlal eder. Yabancılık unsuru taşıyan iş sözleşmelerinde mutad işyerinin ve uygulanacak hukukun tayini, olaya uygulanacak maddi hukuku (özellikle zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri) tamamen değiştirebileceğinden, bu hususta yapılacak hatalı bir belirleme, dava açma hakkını bütünüyle anlamsız hale getirebilmektedir.
Somut başvuruya konu uyuşmazlıklarda, yurt dışında çalışan işçilerin Türkiye'de açtığı alacak davaları, mahkemelerce işin fiilen yapıldığı ülke hukuku esas alınarak süre aşımından reddedilmiştir. Ancak ret kararlarının gerekçelerine bakıldığında, derece mahkemelerinin yabancılık unsuru taşıyan bu uyuşmazlıklarda "daha sıkı ilişkili hukuk" araştırmasını hiçbir şekilde yapmadığı, bu unsurları kararlarında tartışmadığı anlaşılmaktadır. AYM, mahkemelerin bu eksikliğini ölçülülük ilkesi kapsamında irdelemiş ve iş sözleşmesi ile daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunup bulunmadığının araştırılmamasının başvurucular üzerinde "katlanılması güç bir külfete" sebep olduğunu belirterek, mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
AYM, Ali Çetin (B. No: 2024/48855) başvurusunda da belirlediği içtihadı yineleyerek, işçi ile işveren arasındaki menfaatler dengesinin korunması bakımından "daha sıkı ilişkili hukukun" mutlaka tespit edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
AYM'nin ortaya koyduğu hukuki çerçeveye göre, mutad işyeri hukuku veya seçilen hukuk ile karşılaştırıldığında, daha sıkı ilişkili hukukun işçiye yüksek standartta bir koruma sağlaması durumunda işçinin bu korumadan mahrum bırakılmasını önleyecek bir değerlendirme yapılması zorunludur.
Derece mahkemelerince yapılması zorunlu kılınan bu araştırmada dikkate alınması gereken maddi unsurlar kararda şu şekilde sıralanmaktadır:
-Tarafların tabiiyeti,
-Sözleşmenin dili ve imzalandığı yer,
-İş görme ediminin ifa edildiği işyeri,
-İşçinin tabi olduğu sosyal güvenlik sistemi,
-Tarafların yerleşim yerleri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülke.
Hukuki açıdan değerlendirirsek; tarafların Türk vatandaşı veya Türk şirketi olması, SGK kayıtlarının Türkiye'de bulunması, sözleşmelerin Türkçe hazırlanması ve genellikle Türkiye'de kurulması gibi koşullar bir arada değerlendirildiğinde, Türk hukukunun uyuşmazlıkla daha sıkı ilişkili hukuk olma ihtimali oldukça kuvvetlidir. AYM'nin ulaştığı sonuca göre, hukuki ve sosyal bağların yoğunlaştığı sistemin (örneğin Türk hukukunun) zamanaşımı yönünden işçiye daha lehe sonuç doğurma ihtimali varken, derece mahkemelerinin bu unsurlara yönelik hiçbir araştırma ortaya koymaksızın salt çalışılan ülke hukukunu uygulayarak davaları usulden reddetmesi anayasal bir ihlal teşkil etmektedir.
Bu emsal karar, yabancılık unsuru taşıyan iş davalarında mahkemelere mutlak surette detaylı bir "daha sıkı ilişkili hukuk" incelemesi yapma yükümlülüğü getirmektedir. Karar, işçiler lehine çok güçlü bir hukuki zemin oluşturmaktadır.



